12 EYLÜL, 27 MAYIS ve ABD BAĞIMLILARI - Eyüp Altun
Tarih: 13.09.2009 Saat: 03:41
1980 sonbahar kokusunu hissetiğimiz günlerde Kars ile Ermenistan (Sovyetler Birliği) arasındaki demiryollarının yenilenmesi işinde 450 kişiden biri olarak ben de çalışıyordum. İşçilerin bir kısmı iş çıkışı çevredeki köylerine dönerken büyük bir çoğunluk ise Akyaka ilçesindeki tren istasyonunun yolunu tutuyorduk. Sabah kahvaltısını ve akşam yemeğini ev olarak kullandığınız vagonlarda yiyor, geceyi biraz siyaset biraz da gırgır-şamata geçirdikten sonra, sert esen rüzgarlarda hafifce sallanan vagonlarda tatlı uykuya teslim oluyorduk.
Sabah kahvaltısından sonra da bacalarından kara duman çıkaran işçi trenlerine binerek çalışacağımız yere gidiyorduk.
Yine işte böyle bir sabah uyandığımızda her tarafımızın sarılı olduğunu hayretle gördük. Kahvaltılık birşeyler almak üzere erkenden kalkan arkadaşımız vagonun sürgülü kapısını açar açmaz yakındaki asker tarafından sert bir ikazla uyarılmıştı. Kapıyı kapatıktan sonra da heyecanlı bir ses tonuyla seslenerek bizi uyandırmıştı. Birkaç saat sonra, yapılanın bir askeri darbe olduğunu anlamıştık. Çünkü çok geçmeden açılan radyolardan Kenan Evren’in o tiz sesi durumu yeterince ortaya koyuyordu.
Sonraki günlerde içimizden ‘elebaşı’ olarak nitelendirilen birkaç kişi götürüldü. Götürülen arkadaşlarımızdan uzun süre haber alamadık. Tanıdığımız ve bildiğimiz, oldukça da güvendiğimiz hatta onlara benzemeye çalıştığımız bir çok devrimci abimiz daha sonraki aylarda tutuklandı. Radyolar ve televizyonlar Milli Güvenlik Konseyinin bildirilerini habire okuyup duruyorlardı. O gün nasılsa içeriye düşmekten kurtulabilmiş bazı ‘abi’lerimiz kendilerine göre bir durum analizi yapabiliyorlardı hiç kuşkusuz. Ne var ki 12 Eylül’ün gerçek mahiyetini yıllar sonra ancak kavrayabilmiştik. Askeri darbe solun, işçi haklarının ve demokratik özgürlüklerin üzerinden bir silindir gibi geçmişti. (Oysa 27 Mayıs işçi ve sendikal hakların önünü açmış, demokratik özgürlükleri genişletmişti. Polisler bile kendi demokratik örgütlerini kurup örgütlenebiliyorlardı. Bu iki müdahalenin farkını anlamayanlar için söylüyorum bunu.)
Benim kuşağımda olanlar (78 kuşağı) bugün (eğer siyaset yapmayı bir yana bırakmamış iseler) o dönemin analizini hiç kuşkusuz rahatlıkla yapabilirler. Bugünden o dönemi okumak çok daha kolay oluyor gerçekten. Çünkü geçen zaman kendiliğinden bazı şeyleri ortaya çıkarıyor. Olayın yaşandığı andaki sis geçen süre içinde adamakıllı dağılmış oluyor.
1980’in militarist yapılanmasını destekleyen ABD bugün neden orduyu siyasetten uzak tutmaya çalışıyor? Bence sorulması gereken en önemli sorulardan biri budur. Bu soruları çoğaltabiliriz: Sovyet tehtidine karşı NATO’nun güney kanadını güvence altına alan ve gelişebilecek sosyalizan hareketlere karşı sert önlemlerden yana olan ordu bugün bu işlevini ABD nazarında kaybetmişe mi benziyor? O gün NATO’ya bağlı ordu bugün yan çizmeye mi başladı? Nerden bakarsanız bakın bu soruların yanıtı kocaman bir ‘evet’tir. Reel Sosyalizmin çöküşünden sonra pervasızlaşan küresel kapitalizm, kendisine bağlı ülkelerde sadece askeri işbirliğini yeterli bulmuyor ve bu ülkelerin ekonomilerini de ele geçirme gibi sinsi bir planı yedekte tutuyor. Kuşkusuz buna hayır diyen ordular, emperyalistler tarafından hizadan çıkmış kabul ediliyorlar. Onlar kapılarını sonuna kadar küresel sermayeye açmış liberal hükümetlerden hoşlanırlar. Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan gibi unsurların ABD’ye bu kadar yakın olmalarının nedenini anlamak zor olmasa gerek. Gümrük duvarlarını ve dolayısıyla ekonomisini koruyan hükümetler onların gözünde militarist, hatta faşist hükümetler olarak algılanırlar. Şimşekleri üzerine çekmek için bu hükümetlerin sosyalist olması da gerekmiyor. Burjuva milliyetçi olmaları bile onları pekala hedef durumuna getirebiliyor.
12 Eylül’ün yargılanması meselesine gelince; bunun çok kolay olacağını sanmıyorum! ABD her zaman kendisine bağımlı olanları korumuştur. Dünyanın hiç bir yerinde ABD adına darbe yapan ordu mensupları ciddi cezalara maruz kalmadılar. 12 Eylül’ü yargıladığınız zaman ABD’yi de masaya yatırmanız gerekmektedir. Bu ülkeye bağımlı olanlar bunu yapmaya muktedir değildirler. Bu cesareti gösterebilmek önce antiemperyalist olmayı gerekli kılar. Amerikan darbelerini Amerikan hayranları yargılayamaz. Çünkü siyasal açıdan böyle bir yetenekleri bulunmamaktadır. Çok uzağa gitmeye gerek yok; bugünkü hükümet örneğin Tansu Çiller ile Doğan Güreş'i yargılayabiliyor mu? Faili meçhul cinayetleri bir kaç profesörün ve aydının üstüne yıkmaya çalışan bu hükümet yukarıda zikredilen şahsiyetlere neden dokunamıyor sizce?