POLİS KENDİNİ BÖYLE Mİ SEVDİRECEK?
Tarih: 29.08.2009 Saat: 09:24

28 Ağustos… Saat 13 suları… Haşmet Bedii Kürüm Caddesi… İki bayan öğretmen arkadaşımla çalıştığımız özel eğitim kurumuna doğru yürüyorum. Şoförler ve Otomobilciler Odasının tam karşısına bakan, Ticaret ve Sanayi Odasına doğru inen yolu, seyyar satıcılar ile ayakkabı boyacılarının mesken tuttuğunu bilirsiniz. O satıcılardan biridir Muhlis. Güler yüzlü, düzgün çocuk. Sabahları taze günaydınlarını, tebessümünü benden esirgemeyecek kadar yufka yürekli.
Yaşına, yüzüne, çocukluğuna yakışmayacak bir iş yapıyor ne yazık ki: Sigara satıyor! Öğlen sıcağı altında, bir taburede oturuyordu o gün. Önünde yığılmış sigara paketleri, yüzü öteye dönük, başı eğik kim bilir neler düşünüyor, ertelediği hangi hayalinde geziniyordu dalgın… Kavşak noktasını henüz geçmiş olan bizler Muhlisin oturduğu tarafa geçebilmek için sağdan soldan araç kontrolü yapıyorduk. Biz karşıya geçerken, tam da o esnada bir otomobil son derece süratli bir şekilde yanımızdan geçip Muhlisin ayaklarının dibine kadar gitti. Acı bir fren sesi, tekerlerin asfalta sürtmesinden patlak veren o keskin nara. Muhlis yanı başında bomba patlamışçasına döndü. Korku dolu, dehşet verici bir bakış fırladı gözlerinden. Elleri havaya kalktı. Tabureden doğrulduğu gibi var gücüyle koşmaya başladı.
Neler olduğunu anlama çabasıyla otomobildekilere döndük. Erciş Emniyetinde görevli iki sivil polis memuru ağır bir baş hareketiyle bize dönerek siyah gözlüklerinin arkasından esrarengiz birer bakış fırlattılar. Esrarengiz… Sahiden… Güç, heybet, korku verici… Aradan iki saniye geçmemişti ki direksiyona sarıldı. Muhlis kaldırım tarafından uzaklaşmaya çabalarken onlar hızla takibe başladılar. Kovalamaca belki 10 saniye sürdü. Ticaret Odası’na doğru devam etti polis aracı. Muhlis yönünü tekrar oturduğu yere çevirdi. Nefes nefese kalmış haliyle burnundan soluyarak bir uzaklaşan arabaya bakıyordu, bir de sigara paketlerine zarar gelip gelmediğine. Merak ve hayret ifadesi bakışlar kız arkadaşlarımla beni göz göze getirdi.
Düşünceli ve endişeli devam ettik yürümeye. Erciş Emniyeti amirlerinden Tümer Yılmaz Bey uğramıştı kurumumuza bundan aylar evvel. Daha ziyade misafirlikti diyelim. Çay içimlik bir sohbet ve öğrencilere sevgi dolu bir merhaba... Çocuklarımıza Türk Bayrağı dağıtıp hatta onlarla tahterevalliye binmeleri sıcacık bir iz bırakmıştı yüreklerimizde. Güzel olmuştu haliyle… Çocuklar da mutlu olmuşlardı hem de çok… O gün, çocuklar demişti Tümer Bey. Ercişin çocukları bizim için önemli. Değer veriyoruz onlara. Üç tekerlekli araba kullanıcılarıyla, sigara satıcılarıyla merhabalaşıyoruz, konuşup hal hatır soruyoruz. Hatta emniyete çağırıp sohbet ediyoruz. Yakınlaşmak, dostluklar kurmak istiyoruz onlarla. Topluma kazandırmak istiyoruz onları.’ Böyle demişti. Güzel de söylemişti. Katılmıştık her söylediğine. Hak vermiştik. Neticede bizimdi o çocuklar. Onlara biz de değer verilmesini, onların zararlı her türlü davranıştan uzak tutulmasını arzuluyorduk. Bu böyle de olmalıydı zaten. Toplumun, ziyadesiyle çocuklarımızın yararına başlatılan bir kampanya… Bu kolay değil elbet. Zorlu ve özveri gerektiren bir iş… Bir de bu işi kendinize sorumluluk ve görev edindiyseniz daha bir yorulacaksınız demektir. Ama neticelerini gördükçe mutlu olacaksınız. Ve memleketiniz, ülkeniz için çabalıyor olmanın hazzını tadacaksınız. Ne mutlu bunu başarabilene, ne mutlu memleketim için çalışabilene.
İyi… Fakat Tümer Amir bu işi tek başına yürütmüyor. Tümer Beyin masasının üzerinde kendisinin de felsefe edindiği bir söz duruyor çerçevede: BEN DEĞİL BİZ YAPIYORUZ. Yani çocukları zararlı kişi ve davranışlardan uzaklaştırıp topluma kazandırmada mesai arkadaşları ve çalışanlarıyla beraber hareket ettiklerini vurguluyor. Bir anlamda da arkadaşlarına emeklerinden ötürü alçakgönüllülük örneği sergiliyor.
Hepsi güzel. Hal böyle olunca bizler onun gösterdiği duyarlılık ve anlayışı bütün polis memurlarından bekliyoruz. Yıllarca polisin korku simgesi olarak tanıtıldığı bir toplumda büyüdüğümüzü ve bu yüzden polis denince kaçmak için köşe bucak aradığımızı da Tümer Beyle konuşmuştuk. Zamanla bu anlayış değişti. Yerini güzel düşünce ve intibalara bıraktı. Verilen emek, yapılan çalışmalar polisle vatandaşı kaynaştırdı, çocukların belleğinde oluşmuş kötü amcalar imajı silindi, yerini ‘kötülerle mücadele eden iyi polis amcalar aldı. Bu imajı korumak ve topluma daha çok insan kazandırmak için hassas davranmaya mecburuz. Aksi halde kurduğumuz kaleyi bir hamlede yıkmış oluruz. Polis memurlarının Muhlise yaklaşım tarzı bu kaleyi kolaylıkla yerle yeksan edecek bir hamleydi. Çünkü çocukları bilirsiniz. Onların zihninde bizim tahmin edemeyeceğimiz kadar hassas bir terazi ve bizim idrak edemeyeceğimiz bir dünya çizilidir. Bir davranışınızla sizi kahraman ilan edebilecekleri gibi gözden düşürebilirler de. Sevebilirler ama çok kolay vazgeçerler.
Yaşanan vakaya o esnada orda bulunan tek satıcı olduğu için yalnızca Muhlis maruz kaldı, fakat onlarca kişi şahit oldu çocuklarımız dahil. Ve bu gösterdi ki polis ağabeyleri onları gerçekten kazanmak istiyorsa güç gösterileriyle değil sevgiyle kazanacaklar. Caddelerde göz korkutup hızla uzaklaşmakla değil yanlarına oturup ellerinden tutarak gözlerine bakarak sıcak şefkat gösterileriyle kazanacaklar. Bağırarak yapma etme yoksa fena olur yöntemiyle değil onları gerçekten anlayarak başarı kazanacaklar. Suçlayarak, yadırgayarak bir yere varılamayacağını tarih bize gösterdi sanırım. Muhlisin babasıyla konuşmuştuk bir ara. Mecbur olmasam sigara sattırmazdım demişti. İlkokul sıralarında renkli boya kalemleriyle vakit geçirmesi gereken bir çocuk Muhlis ve bunun bizler de farkındayız. Ama yaşam koşulları bu istismarlara çok kolay izin veriyor. Onun ailesi de mağdur milyonlarca aileden biri ve maalesef ailenin eğitim düzeyi Muhlisi talihsizlikler dünyasının içine çekip kolayca harcıyor istemeden. Babası da bunu isteyerek yapmadıklarını dile getirmişti: Mecbur olmasam sattırmazdım.
Eleştiri sınırları bana göre çok da zorlanmamış düşüncelerimin paylaşım amacına gelince: Çocuklarımızı kazanmak, Turkuaz Projesi’ni amacına ulaştırmak ve Emniyet mensuplarının vatandaşta güzel intiba bırakmasından yanaysak eğer, bunu vatandaşa muamelemizle göstermek zorundayız. Ben polisimi korku salmaya meraklı birer güç göstericisi olarak hatırlamak istemiyorum. Ben sabahları okula vardığımda bayan arkadaşımın dünkü polisleri gördün mü? Ne kadar korkunçtular! Zavallı çocuğun nasıl da ödünü patlattılar şeklindeki cümlelerine maruz kalmak istemiyorum. Daha ziyade polisimin vatandaşıma böyle düşündürtmesini istemiyorum. Şuna adım gibi eminim ki bunu Erciş Emniyeti’nin değerli mensupları da istemezler. Çocukları kazanacağımız ve gönüllere yalnızca sevgi ekeceğimiz nice güzel günlere…
DİLEM RANA GÜNAY (GÜLŞEN ÇAĞAN)
|
|
| |
|
Ortalama Puan: 4.16 Toplam Oy: 6

|
|
|
|
|
|