1990’da başlayan dağılma sürecinde Sovyetler Birliği ve ona yakın sosyalist ülkeler derin bir altüst oluştan geçti. Ekonomik ve sosyal doku paramparça oldu. Yolunu kaybetmiş bu ülkeler dönüşümün yaşandığı birkaç yılda milyonlarca insanı sokağa bıraktı. İşini kaybeden yüz binler sağa sola savrulurken, özellikle kadınlar vücutlarını satarak ayakta kalmaya çalıştılar. Nataşa nitelemesi o yıllardan kalma bir kavram olarak belleklerde yer etti. Ve yine, insanlar kitap okuyan hayat kadınlarına ilk kez o yıllarda tanık oldular.
12 EYLÜL, 27 MAYIS ve ABD BAĞIMLILARI - Eyüp Altun
1980 sonbahar kokusunu hissetiğimiz günlerde Kars ile Ermenistan (Sovyetler Birliği) arasındaki demiryollarının yenilenmesi işinde 450 kişiden biri olarak ben de çalışıyordum. İşçilerin bir kısmı iş çıkışı çevredeki köylerine dönerken büyük bir çoğunluk ise Akyaka ilçesindeki tren istasyonunun yolunu tutuyorduk. Sabah kahvaltısını ve akşam yemeğini ev olarak kullandığınız vagonlarda yiyor, geceyi biraz siyaset biraz da gırgır-şamata geçirdikten sonra, sert esen rüzgarlarda hafifce sallanan vagonlarda tatlı uykuya teslim oluyorduk.
28 Ağustos… Saat 13 suları… Haşmet Bedii Kürüm Caddesi… İki bayan öğretmen arkadaşımla çalıştığımız özel eğitim kurumuna doğru yürüyorum. Şoförler ve Otomobilciler Odasının tam karşısına bakan, Ticaret ve Sanayi Odasına doğru inen yolu, seyyar satıcılar ile ayakkabı boyacılarının mesken tuttuğunu bilirsiniz. O satıcılardan biridir Muhlis. Güler yüzlü, düzgün çocuk. Sabahları taze günaydınlarını, tebessümünü benden esirgemeyecek kadar yufka yürekli.
Tarihin kararsız kaldığı bazı zamanlar vardır. Bu tarihi anlarda insan eliyle yapılan müdahaleler bazen kararsızlıkların aşılmasında önemli işlevler yüklenmektedir. Örneğin Çanakkale’de 250 bin gencecik beden kurşunlara kendini siper etmeseydi Ekim Devrimi başarıya ulaşabilir miydi? Fransız ve Britanya savaş gemileri boğazları aşabilseydi çarlık rejimiyle mücadeleye tutuşan Lenin’in ne derece şansı olabilirdi?
Kısa dönem zorunlu askerlik hizmetinde bulunacağım için birkaç ay köşe yazılarıma ara veriyorum. Tüm okurlara ve Ercişililere kucak dolusu sevgiler. İsmet Tunç
Şairler ve şiir yazanlar: Bu yazı kendi iklimimizde yeşerenlere tarafımca getirilen bir eleştiridir!
Yazı uzun gözükebilir ama okunması elzemdir. Kendi gök iklimimizde her şeyin güllük gülistanlık olduğunu düşünür dururuz. Ama bazen çuvaldızı başkalarına iğneyi de kendimize batırmamız gereken anlar vardır ya, işte bu yazı küçük bir iğnedir. Bakalım kimlerin canı yanacak!
Özdemir İnce “Şiir ve Gerçeklik” adlı “eleştirel denemeler” yapıtında şair olmakla ilgili iki soru sorarak kitaba giriş yapar: "Şairi şiir yazmaya çağıran ‘şey’ nedir, kimdir? ve "Şairler analarından ‘şair’ mi doğarlar?" Ya da ömrünce şiir okumamış, "doğal dilin şiire dönüşümünü bir okur ya da dinleyici olarak yaşamamış bir insanın şiir yazması mümkün müdür?" diye soruyu çevirerek de soruyor İnce. Her şeyden önce su götürmez bir haklılığa sahip bir soru bu. İnsanı en can alıcı noktasından vuran, nefessiz bırakan, afallatan bir soru…
Erciş’in Morgedik Köyü’nde projelendirme işlemi 1959 yılından beri yapılan ama bir türlü çalışmamalara başlanılamayan Morgedik Barajı, Ekim 2008 yılında ilk kazmanın vurulmasıyla yapılmaya başlandı. Aradan geçen yaklaşık bir yıllık çalışmaların gözlenebilmesi ve halkın çalışmaları yakından görmesi için 18 Temmuz 2009 tarihinde Van milletvekili Kerem Altun, Erciş Kaymakamı Ferhat Kurtoğlu, Erciş Belediye Başkanı Fatih Çiftci, İlçe Emniyet Müdürü Salih Metin Mete, mülki amirler, basın mensupları ve halktan bir grubun da katılımıyla baraj çalışmaları yerinde gözlendi.
2 Temmuz günü,16 yıl önce Sivas yangınında kaybettiklerimizi andık. Katliamın gerçekleştiği Madımak Oteli'nin önünde on binler vahşeti lanetlemek için biriktik. Dünyanın birçok ülkesinden gelen insanlarımız da vardı; Avustralya'dan, Amerika ve Avrupa ülkelerinden gelen canlarımız... Hepsinin yüreklerinde acı yüzlerinde büyük bir kaygı ve öfke vardı. Ali Baba Mahallesi'nde yıllardır inşaat halinde duran ve maalesef parasızlık yüzünden bir türlü bitirilemeyen cem evinin içi ve dışı insanlarımızla doluydu. Kadınlar, gençler, yaşlılar kavurucu güneşin sıcaklığına rağmen oradaydılar. Bu insan kalabalığının içinde onların bir sanatçısı olmak ve onların dertlerinin, acılarının sesi olmak benim açımdan tarif edilemez bir şey. Sarılmalar, sıcak sohbet ve fotoğraf çekmelerin ardı arkası gelmiyordu.
Anonymous bildirdi: "Sahip olduğumuz ne varsa tek tek kaybediyoruz. Geçmişin sade ve olması gereken o puslu havasından, ışıltılı günlere kalabilenler içinde Kemal Özer de bırakıp gitti bizleri. Nedense var oluşu geçmişle başlayıp orada son bulmakla algılayanlardanım. İyi olanın geçmişte olduğu, orada saklı kalacağını ve yeni döneme aynı değerin kalamayacağını düşünüyorum."
Domuzlarda görülen bir tür virüs olan İnfuluenza-A virüsü gelişim göstererek insanlarda da hastalığa neden olmuştur. İnfuluenza-AH1N1 olarak adlandırılan bu virüs, insandan insana geçme yeteneği olan tehlikeli bir formdur. Kuş gribiyle isim benzerliği olan bu virüsün yol açtığı hastalığa ise domuz gribi adı verilmiştir.
"
Theodore Zeldin'in harika eseri “İnsanlığın Mahrem Tarihi”'nde, yazarın konuşturduğu bir karakter olan muhasebeci Patricia kendini şu harika cümleyle tanımlar: “Ben dünya vatandaşıyım.”
Anonymous bildirdi: "Van Gölü Canavarı şimdi de film oluyor
Halk efsanesi haline gelen, Gevaş ilçe merkezine heykeli dikilen, Japonlar tarafından kitabı yazılan Van Gölü canavarının bu kez filmi çekiliyor. Yapımcılığını Ercişli halk müziği sanatçısı Mustafa Çetin'in yaptığı 'Van Gölü Canavarı' adlı filmin çekimlerine göl kıyısında başlandı.
"
İki yıl sonra yeniden Sivas’tayım. 2003 yılında, sadece soğuğuyla meşhur olan bu şehre Antropoloji okumak için ayak basmıştım. Dört yılımı tamamladığımda baktım ki, bende, Sivas, diğer öğrencilerin aksine, benim gönülden bağlandığım bir şehir olmuştu.
Felsefede su ile ilgili, hayatın var oluşuna dair önemli çıkarsınımlar vardır. Hayatın ne olduğuna dair cevaplar içinde su, en az ateş, hava kadar önemlidir. Hindular, 21. yüzyılda, hala ilk zamanlardaki gibi, Ganj Nehri'ne olan sadakatlerini göstererek temizlenmektedirler. Yağmurla coşan Ganj'ın kollarında, bir yerlere tutunarak, o soğuk suda yıkanmanın bütün günahlarından arındırdığına inanıyorlar. Hindu bir din adamı, Ganj Nehri'nin kollarından birinin çıktığı doruklara varmaya çalışarak, suyun kutsallığına tanıklık eder. Diğer insanlar, aşağılarda yıkanırken, onlar varabilecekleri en yüksek noktalara varmaya çalışırlar. Buzların dahi erimediği bu noktalarda Ganj'ın suyunu bedenleriyle buluştururlar. Ve su, ilahi kuvvet ile bir Hindu arasında en sıkı bağı oluşturur.
KBB Genel Sekreteri Münir Karaloğlu Van Valisi Oldu
Anonymous bildirdi: "Bugün resmi gazetede yayımlanan Valiler Kararnamesi ile Van Valiliğine Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Münir Karaloğlu atandı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesinde (KBB) önemli ve başarılı hizmetlerde bulunan sayın Karaloğlu'nun Van'da da önemli hizmetler yapacağına inanıyorum. Bir Erciş'li ve KBB'de çalışan biri olarak Münir Karaloğlu'na başarılar dilerim.
"
Çocukların umutlarını mektup yarışmasıyla toplamaya karar verdik. Aslında fikir Cihat Albayrak’ındı. Yardımcı olmak da bizlere düştü. Bir grup yazı sever gencin yazılarını paylaştıkları http://edebiyatuniversitesi.ning.com/ sitesindeki gençler Doğu’daki minik kardeşleri için, anlamı büyük bir etkinlik başlattılar. Buna göre minikler birer mektup yazacak; istedikleri herhangi birine; arkadaşına, annesine, babasına, kardeşine, sevdiği bir sanatçıya ya da adını dahi bilmediği herhangi birine… Karşılığında da bu genç arkadaşlar her birine hediye birer kitap gönderecek.